+90 0312 418 28 20 info@guchukuk.com

Taşınır mülkiyeti, mülkiyetin ve zilyetliğin devri gibi hususlar Türk Medeni Kanunda düzenlenmektedir.

  • MADDE 763.- Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.

         Bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile,                  zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hallerde o şeyin maliki olur.”

          Gözüldüğü üzere; kanunda zilyetlik ve mülkiyet kavramları birbiriyle bağlantılı kabul edilmiş ve iyiniyetli zilyedin mülkiyetin de sahibi olacağı şeklinde düzenlemeler yapılmıştır. Bununla birlikte; zilyetlik ve mülkiyetin belli şekillerde ayrılabileceği, mülkiyetin sahibinde kalmaya devam ederken; zilyetliğin devredilerek satışın bu şartlarda yapıldığı durumlar da söz konusu olabilmektedir. Ancak normal şartlar altında taşınır satışları şekle tabi değilken; bu tarz bi satışın geçerli olabilmesi için noter özel siciline kaydedilmiş olması gerekir.

  • MADDE 764.- Başkasına devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmi şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel siciline kaydedilmesiyle geçerli olur.

          Hayvan satışlarında mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi yapılamaz.”

         Mülkiyetin muhafazası kaydıyla satış yapılmış olması  pek çok hukuki soruyu akla getirmektedir.

  • Örneğin bir aracın mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışı yapılmış ve bu araç ile bir kaza meydana gelmişse durum ne olacaktır?

         Karayolları trafik Kanunu mülkyeti muhafa kaydıyla aracı satın alan kişinin “işleten” sayıldığını hüküm altına almıştır. Bu durumda aracı mülkyeti muhafaza kaydıyla satış yapan kişinn sorumluluğu ortadan kalkmakta; aracı satın alan, işleten konumundaki kişi kazadan sorumlu olmaktadır.

         Konu ile ilgili bazı Yargıtay kararları şu şekildedir;

        –  “Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesine göre işleten “araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin alan kişidir.”Motorlu aracı mülkiyeti                  muhafaza  kaydıyla satın alan ve noterdeki mülkiyeti muhafaza sicilinde kayıtlı görünen kişi gerçek işleten konumundadır.

           Mahkemece olay tarihinde aracın işleteninin araç mülkiyeti muhafaza kaydı ile satın alan davalı olması davalının işleten sıfatı ve hukuki sorumluluğunun bulunmaması gözetilerek davalı hakkındaki davanın husumet sebebiyle reddine karar               verilmesi gerekir….”

           Bu durumda mahkemece olay tarihinde aracın işleteninin araç mülkiyeti muhafaza kaydı ile satın alan davalı H. E.        olması davalı H. T.’ın işleten sıfatı ve hukuki sorumluluğunun bulunmaması gözetilerek davalı H. T. hakkındaki davanın              husumet sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. ”                  ( Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2010/4956 K. 2010/7486 T. 30.9.2010)

  • Bir başka sorun ise; taşınır malın kaydına haciz konulması durumunda meydana gelmektedir. Zilyetliğe sahip kişinin elinde bulunan mala kendi borcundan dolayı haciz gelirse; mülkiyeti muhafaza etmekte olan kişi nasıl bir hukuki yol izlemelidir?

           Böyle bir durumda, borçlu-aracı satın alan kalan, ödemeler konusunda temerrüde düşmüşse; mülkiyet sahibi (satıcı) tarafından alınan taksitler alıcıya iade edilerek taşınır geri alınıp sözleşmeden dönülerek taşınmazdaki haczin kaldırılması talep edilebilir.

           Şayet borçlu-alıcı henüz temerrüde düşmemişse; icra takibi alacaklısı kişi, kalan taksitleri ödemek suretiyle mülkiyetin borçlusu-zilyetliğe sahip olan kişi üzerine geçmesini sağlama hakkına sahiptir. Mülkiyetin borçlu-alıcı üzerine geçmesinden sonra taşınır hakkında haciz talep edebilir.

           Satıcı, istihkak davasıyla mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış yaptığı gbi bir iddiada bulunmasa dahi; bu satışın kendisine tanıdığı rüçhanlı alacak hakkından vazgeçmiş sayılmaz.

           Konu ile ilgili örnek Yargıtay kararları şu şekildedir:

       –    “Mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılmış sözleşmeler Noter tarafından özel siciline kaydedilmesi halinde geçerli olacaktır. Bu nevi bir sözleşmeye dayalı olarak açılmış istihkak davasında geçerli bir sözleşme mevcutsa o takdirde borçlunun temerrüde düşüp düşmediğine bakılması, borçlu temerrüde düşmüşse istihkak iddiasında bulunanın aldığı satış taksitlerini borçluya iade etmek koşuluyla sözleşmeden dönebileceği, borçlu temerrüde düşmemişse alacaklının geri kalan borcu bir defada ödeyerek satış konusu eşya üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydını ortadan kaldırabileceği kabul edilmelidir.” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E. 2004/2980 K. 2004/4593 T. 6.5.2004)

         –  “Davacı 3. kişi, dava konusu 43 .. … ve 43 .. …plakalı araçları borçluya 06.03.2002 tarihinde mülkiyeti saklı tutma kaydıyla sattığını; henüz mülkiyet borçluya geçmediği halde davalı alacaklı tarafından haczedildiğini belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiştir.

             Davacının dayandığı 06.03.2002 tarihli 2 ayrı mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi TMK’nın 764. maddesine uygun şekilde noterde düzenlenme şeklinde yapılarak devralanın yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile tescil edilerek yapıldığı anlaşılmıştır. Yasanın aradığı koşulları taşıyan geçerli bu sözleşme ile mülkiyet satıcı üzerinde kalır, alıcıya geçmez. Alıcı ancak satış bedelinin tamamını ödedikten sonra malın sahibi olur.

             Somut olayda; mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla düzenlenen senette yazılı bakiye satış bedelinin ödendiği ve senet alıcısının bu suretle mülkiyeti iktisap ettiği iddia ve ispat edilememiştir.

              Öte yandan, anılan bu sözleşme ile yapılan satışta satıcının mal üzerindeki hakkı şahsi değil ayni hak niteliğinde bulunduğundan satıcının istihkak davası açma hakkı vardır. Bu durumda; davalı-alacaklı ( alıcı borçlunun alacaklısı ) böyle bir malın ancak kalan taksitlerini ödemek suretiyle mülkiyet alıcı borçlu üzerine geçtikten sonra bu araçları haczettirmek ve satışını istemek hakkını elde eder.”  (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E. 2005/11333 K. 2005/11602 T. 15.11.2005)

          – “ Mülkiyeti muhafaza kaydı ile yapılan satıştan dolayı alacaklı olduğunu ileri süren kişi, bedeli paylaşıma konu mal üzerinde uygulanan hacizler sırasında malın mülkiyeti muhafaza kaydı ile satılmış olduğunu ileri sürüp, istihkak iddiasında bulunmamış ve somut olayda gerçekleştiği gibi bu mal üzerine ayrıca haciz de uygulamış ise, malın kendisine ait olduğu iddiasından vazgeçmiş sayılacağı kabul edilse dahi, mülkiyeti muhafaza kaydı ile yapılan satışın kendisine tanıdığı rüçhanlı alacaklı hakkını koruduğunun kabulü gerekir. Davacı alacaklı icra takip talepnamesinde, satışa konu malın bedeli olarak düzenlenmiş olan bonoya dayanmakla beraber alacağının mülkiyeti muhafaza kaydı ile satıştan kaynaklandığını da açıklamıştır.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2001/8791 K. 2002/1940 T. 19.3.2002)

            – “Taraflar arasındaki uyuşmazlık İ.İ.K. 96 ve devamı maddeleri uyarınca açılan istihkak davasına ilişkindir. Davaya konu olan mahcuz otomobilin mülkiyeti muhafaza kaydıyla satıldığı davacı tarafından ileri sürülmektedir.

                Kural olarak; mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılan satışın, noterce mahsus sicile kaydedilip kaydedilmediğinin araştırılması gerekmektedir. Şayet kaydedilmemişse, satış kati satışa dönüşmüş olacağından davanın reddi gerekir. Bu husus, mahsus sicile kaydedilmişse, başka bir ifadeyle mülkiyeti muhafaza kayıtlı satış geçerli ise, o zaman borçlunun temerrüde düşüp düşmediğinin araştırılması gerekir. Eğer borçlu temerrüde düşmüşse, o halde, davacı 3. kişi ancak aldığı satış taksitlerini davalı borçluya iade etmek koşulu ile sözleşmeden dönebileceğinden, iade edilecek bedel üzerinden, haczin bedele dönüştürülmesi suretiyle istihkak davasının kabulüne karar verilmesi gerekir. Şayet davalı borçlu, geri kalan taksitleri ödemede henüz temerrüde düşmemiş ise, alacaklı geri kalan borcu defaten ödeyerek, araç üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydını kaldırıp, mülkiyeti borçluya geçirerek, o malı haczettirmek ve satmak hakkına kavuşur. Bu nedenle alacaklıya geri kalan satış bedelini yatırması için süre verilip, bu süre içerisinde bu bedel yatırıldığı taktirde davacının istihkak davası paraya dönüştüğü kabul edilerek, bu bedelin davacı 3. kişiye ödenmesine ve araç üzerindeki haczin devamına şeklinde karar verilmesi gerekir.” (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 1994/5628 K. 1994/7160 T. 30.11.1994)

  • Taraflar arasında kurulan taksitli satışa ilişkin sözleşme feshedilirse; bu sözleşme uyarınca verilen zilyetlik hakkı da geri alınacaktır. Böyle bir durumda; taşınırın kullanımına ilişkin olarak uygun bir kira talep edilebileceği gibi taşınırın kötü kullanımından kaynaklı eksilmeler ve hasarlar da alıcı- zilyetliği alan kişiden talep edilebilir.

         –  “Mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılan taksitli satıma ilişkin sözleşmenin feshi halinde satıcı, uygun kira ve hor kullanma giderimi tutarını aşan veya kira ve hor kullanma giderimi dışında olumsuz zarar, kâr mahrumiyeti gibi herhangi bir istekte bulunamaz; aksine yapılan sözleşme hükümleri geçersizdir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 1998/13 – 137 K. 1998/155 T. 25.2.1998)