+90 0312 418 28 20 info@guchukuk.com

Tasarrufun iptali davası kısaca; borçlunun alacaklısını zarara sokmak kastıyla malvarlığından çıkarmış olduğu mal, hak veya değerlerin,  tasarruftan zarar gören alacaklı tarafından alacağını elde etmek amacıyla malın tekrar borçlunun malvarlığına geçmesini sağlayan dava olarak nitelendirilebilir.

Tasarrufun iptali davasının amacı, ilgili mal,hak veya değerin haczi veya iflastan önce alacaklılarından mal kaçırmak kastıyla yapmış oldukları işlemlerin davacı alacaklı bakımından hükümsüz hale getirilmesiyle, borçlunun malvarlığından çıkan dava konusu mal hala borçlununmuş gibi haciz ve satışını isteyebilmesini sağlamaktır.

Yargıtay bu tarz davaların ayni nitelikte dava olmadığı görüşündedir. Yani; davanın sonunda tasarrufa konu mal, tekrar borçlunun malvarlığına geri verilmez. Söz konusu mal, hak veya değer  yine alıcının malvarlığında kalmaya devam eder. Tasarrufun iptali davasını kazanan alacaklı, o malı haczettirip sattırma ve satış bedelinden alacağını alma imkanına sahip olmaktadır.

“Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.”(Yargıtay 17. HD. E. 2016/12602 K. 2017/11840 T. 19.12.2017)

“Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, .mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.” (Yargıtay 17. HD. E. 2016/7117 K. 2018/11404 T. 28.11.2018)

 

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA

DAVACI:

Tasarrufun iptali davasını,

-Elinde kesin veya geçici aciz belgesi bulunan alacaklılar ve

– İİK m.97 uyarınca açılan istihkak davasında alacaklı tarafça aciz belgesi olmadan karşılık dava olarak açabilir.

Kesin aciz belgesi;  hacizedilen mallar paraya çevrildikten sonra, alacağını kısmen ya da tamamen alamamış olan alacaklıya verilen bir belgedir . Borçlunun hiç haczi kâbil malı  bulunmadığını belirtildiği haciz tutanağı da kesin aciz belgesi hükmündedir.

Borçlunun haczedilen mallarının icra dairesi tarafından belirlenen bedelleri ile borcun karşılanamayacağını belirten haciz tutanağı geçici aciz belgesi hükmündedir.

Bu belgelerden birisinin dava dilekçesi ekinde veya yargılama sona erene kadar mahkemeye sunulması gerekmektedir. Mahkeme icra dairesinin düzenlediği aciz belgesinin geçerli olup olmadığını incelemez. Ancak belgenin iptali için açılan bir dava bulunması halince bu davayı bekletici mesele yapar.

DAVALI:

İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. Buradaki üçüncü kişiden maksat, borçlu ile doğrudan işlem yapan değil, borçlu ile işlemde bulunan kişiden mal veya hakkı satın alan kişi olup uygulamada buna dördüncü kişi denilir. (Yargıtay HGK E. 2017/17-2361 K. 2017/1371 T. 15.11.2017) Borçlu ile işlemde bulunmayan dördüncü kişiler hakkında dava açılıp açılmaması davacının istemine bağlıdır ve bu kişiler yönünden iptal kararı verilebilmesi kötü niyetli olduklarının yani borçlunun alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduklarının kanıtlanmasına bağlıdır. İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü kişi nakden tazmine ( davacının alacağından fazla olmamak üzere ) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde üçüncü kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın elden çıkardığı tarihteki gerçek değeridir.

 

DAVANIN AÇILABİLMESİ İÇİN İCRA TAKİBİ BULUNMASI GEREKMEKTEDİR.

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için borçlu hakkında dava tarihinden önce açılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerekmektedir.

İcra takibinin dava açılmadan önce açılmayıp; yargılama sırasında  icra takibi başlatılmasının kabul görüp görmeyeceği  konusunda Yargıtayın  farklı görüşleri bulunmaktadır.  Yargıtay’ın bazı kararlarında takibin dava açılmadan önce veya açıldığı gün açılmış olmasının davanın önşartı olduğu kabul edilmiş, bazı kararlarda ise icra takibinin dava açıldıktan sonra da başlatılabileceği belirtilmiştir.  Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından dava aşamasında icra takibinin kesinleşebileceğine yönelik bir karar bulunmaktadır.

“ ..tasarrufun iptali davasında borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması dava şartı olarak kabul edilmekte olup bu niteliğinden ötürü sözkonusu dava şartı noksanlığının giderilmesi iptal davasına dair yargılama aşamasında da mümkündür. Somut uyuşmazlıkta da davacı yan tasarrufun iptali davası sırasında takibe geçmiş ve davalı tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın hükümden düşürülmesi için davacı yan tarafından itirazın iptali davası açılmış olması bakımından artık sözkonusu dava şartının varlığı ya da yokluğu bu itirazın iptali davasının sonucuna göre belirlenebilecektir. Bu durumda sözkonusu itirazın iptali davasının sonucunun beklenerek oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekmektedir…

Varlığı zorunlu bulunan icra takibinin, dava tarihinden önce yapılmış olması bir zorunluluk olmadığından icra takibinin dava tarihinden sonra yapılmasının bir önemi yoktur. Önemli olan yargılama aşamasında borçlu hakkında icra takibinin varlığıdır.” (Yargıtay HGK E. 2014/17-843 K. 2016/433 T. 30.3.2016)

Bu davada davacının davalı/borçludan tahsil edilememiş bir alacağının bulunması önkoşul olup; icra takibinden sonuç elde edilip edilmediği mahkeme tarafından re’sen incelenir.

Ayrıca; borcun bulunmadığı iddiası ile açılan menfi tespit davası gibi davaların bekletici mesele yapılması gerekir. “Davalı borçlunun, davacı alacaklıya karşı gerçek bir borcunun bulunmadığını ya da ödenmiş olduğunu ileri sürerek ayrı bir menfi tespit davası açması da mümkündür. Böyle bir dava sonucunda, icra takibine konu borcun bulunmadığının tespit edilmesi halinde tasarrufun iptali davasının temelinin kalmayacağı açıktır. .. Bu durumda, somut uyuşmazlıkta bozma kararı sonrasında açılan menfi tespit davasının sonucunun beklenerek, oluşacak duruma göre bir karar verilmesi için direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerekir.” (Yargıtay HGK E. 2017/17-2361 K. 2017/1371 T. 15.11.2017)

 

 

BORCUN TASARRUF  TARİHİNDEN ÖNCE DOĞMUŞ OLMASI GEREKİR.

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, borçlu tarafından yapılan tasarrufun davacı-alacaklının alacağının doğumundan sonra yapılmış olmalıdır. Başka bir anlatımla borcun doğumunun tasarruftan önce gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Alacaklı sıfatı kazanılmadan önceki dönemde borçlunun yapmış olduğu tasarrufların iptali talep edilememektedir.

 

DAVANIN DEĞERİ

Tasarrufun iptali davasının değeri, iptal konusu tasarrufun kıymetine göre değil, alacaklının elindeki aciz belgesinde gösterilen ödenememiş alacak miktarı ile iptal konusu tasarrufun kıymetinden hangisi daha az ise ona göre belirlenmektedir.

 

İPTALE TABİ TASARRUFLAR

Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının tasarrufun karşı tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir.

Borçlu kişi, alacaklarından mal kaçırmak amacıyla bir başkasından olan alacağını, gerçekte borçlu olmadığı üçüncü bir kişiye temlik ederse  bu işlem hileli bir tasarruf olarak kabul edilir ve iptale tabidir. Burada önemli olan gerçek olmayan bir borç için ödeme yapılmış olmasıdır. Gerçekten borçlu olduğu kişiye ödeme yerine geçmek üzere nakit, çek, temlik veya diğer ödeme araçlarıyla ödeme yapılması halinde bu tasarruf iptale tabi olmayacaktır.

Borçlunun tasarrufta bulunduğu üçüncü kişiler iyiniyetli olmamalıdır. Üçüncü kişi borçlunun mali durumunu ve alacaklılarına zarar verme kastını  biliyorsa veya bildiğine ilişkin açık emareler (karineler) varsa iyiniyetli olmadığı kabul edilmektedir. Bu emarelerin varlığı her türlü delille ispat edilebilmekte olup; bu hususta tam ispata dahi gerek bulunmamaktadır. Yaklaşık ispat yeterli görülmektedir. Burada üçüncü kişiden beklenen, dikkat ve özenli olması, ufak bir araştırma ile ulaşabileceği bilgi ile durumu görebilecek durumdaysa bunu yerine getirmesidir. Bu özeni gösterseydi borçlunun durumunu tespit edebilecek durumdaysa ve bunu yapmadıysa üçüncü kişinin iyiniyetli olduğundan şüphe edilmektedir.

Bununla birlikte üçüncü kişinin hayatın olağan akışı içerisinde borçlunun kastını biliyor olmasının gerektiği durumlarda da iyiniyetli olmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay hayatın olağan akışı ile ilgili olarak bir takım kriterler belirlemiştir. Bunlara örnek verecek olursak;  tasarruf tarihinden önce borçlu ile davalı üçüncü kişiler arasında herhangi bir ‘yakınlık’, ‘iş arkadaşlığı’, ‘ticari ilişki’, ‘komşuluk’, ‘iş ortaklığı’, ‘akrabalık’, ve ‘tanıdıklık’ bulunup bulunmadığı araştırılarak, davalı üçüncü kişinin, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olup olmadığı irdelenmesidir.

Bazı hallerde üçüncü kişinin iyiniyet iddiası dinlenmemekte, kötüniyetli olduğu kabul edilmektedir.

–          Mal veya değerin gerçek mali karşılığı ile tasarruf işlemi esnasında belirtilen mali değer arasında fahiş fark (bir mislini aşan gibi) bulunması.  Edimler arasındaki aşırı farkın bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğundan ve bu halde 3.kişinin iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceğinden bu taşınmaz ile ilgili tasarrufun iptali gerekir. (Yargıtay 17. HD. E. 2016/12602 K. 2017/11840 T. 19.12.2017)

Bu husus dördüncü kişi için ise tek başına iptal sebebi kabul edilmemektedir. “..dördüncü kişi ve diğer kişiler yönünden bedel farkı başka delillerle desteklenmediği takdirde tek başına iptal nedeni sayılamaz…” (Yargıtay 17. HD.E.2011/8966)

–          “..3.kişinin borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile 3. dereceye kadar kan veya sıhri hısımı, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun durumunu bildiğinin kabul olunacağı, bunun hilafını 3.kişi ancak 279.maddenin son fıkrasına göre ispat edebileceği hükme bağlanmıştır.” (Yargıtay 17. HD. E. 2015/5542)

 

–          Bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar (alışılmış hediyeler hariç)

 

“Bu tür davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması,borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 madde bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve Kanun’un bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. (YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2014/16936 K. 2016/9669 T. 1.11.2016)

 

DAVA SONUCU VERİLECEK KARAR

İptal davası kabul edilirse; dava konusu tasarrufun tümünün iptaline karar verilmez. Dava sonunda takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak tasarrufun iptalin karar verilir.

 

YETKİLİ MAHKEME

Tasarrufun iptali davası ayni dava olmadığından; taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde değil;  davalı-borçlu ya da üçüncü kişinin ikametgahının bulunduğu yerde (HMK. md. 7) açılabilir.

İptâli istenen tasarrufun alacaklıları zarara sokmak kasdıyla yapıldığı iddia ediliyorsa burada bir haksız fiilden bahsedildiğinden dava haksız fiilin yani tasarrufun  yapıldığı yerde de açılabilir.

 

GÖREVLİ MAHKEME

Tasarrufun iptali davası Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmektedir.

 

ZAMANAŞIMI

Tasarrufun iptali davası tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır.

Bu süre hak düşürücü süre olup; dava açılırken bu sürenin geçmiş olup olmadığı, mahkemece kendiliğinden dikkate alınır ve davanın taraflarınca her aşamasında ileri sürülebilir.

Bununla birlikte; yasada üst limit 5 yıl olarak belirlenmiş, aşağıda belirtilen hallere ilişkin süreler ise özel olarak düzenlenmiştir.

  • İİK m. 278/2 uyarınca iptale tabi bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar haciz, aciz veya iflas kararından önceki 2 yıl ile sınırlıdır. 2 yıldan önceki tasarruflar iptal edilemez.

 

  • İİK m. 279 uyarınca; Teminat göstermeyi önceden temin edilenler hariç, bocu temin için verilen rehinler, borçlunun para veya alışılmış ödeme araçları dışında yaptığı veya vedesi gelmeyen borç için yaptığı ödemeler ve başkası lehine kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için malları üzerine tapuya verilen şerhler borçlunun haciz, aciz veya iflas kararından önceki 1 yıl içinde yapıldıysa iptale tabidir.

 

Ancak 2 ve 1 yıllık süre geçmiş de olsa bile 5 yıllık hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde de durulmaktadır. Zira borçlunun alacaklılarına zarar verme kastı bulunup bulunmadığı araştırılarak durum tespit edilmelidir.

İİK. md. 278/II ve 279/I’deki 2 yıl ve 1 yıllık süreler, tasarrufun iptâle tâbi olup olmadığını belirlemede önemli iken;  İİK. md. 284’deki 5 yıllık süre’ ise, İİK. md. 278 ve 279 deki sürelerde yapılıp iptale tabi olan bir tasarrufun iptâl edilebilmesi için en geç dava açılabilecek süreyi belirtir.

TBK m. 19 uyarınca açılan Muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptâli davaları her zaman açılabilir. Çünkü muvazaa iddialarında  hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresi söz konusu olmaz.